14 Aralık 2013 Cumartesi

''Yani inanmıyorum yazdıklarınıza sevgili milena! beni yalnız ben inandırabilirim galiba. öğretmenler genellikle öğrencilerinin kendilerine vermiş oldukları cevapları yeterli bulmazlar. oysa bir öğrenci öğretmeninin ona öğrettiklerinden daha fazlasını nereden bilebilir ki?.''

14 Kasım 2013 Perşembe

Düşünmek başlı başına yorucu bir eylem. Bir düşünce insanı şekilden şekle sokabilir. Ben buna inanıyorum.

İnanç da bir o kadar tuhaf. İnanmak kadar şeffaf bir şey daha olduğunu sanmıyorum. İnsan bir gülüşe bile inanabilir.                                                                                                                                                  

Bazen bir mum ışığına bakıp dua edersin. Kelimeler olmadan, sadece gözlerini kapatıp hayal ederek. Göz kapaklarının içinde mum ışığı dans eder. Pencereden esen rüzgar saçlarını uçuşturur. Gözlerini açtığında hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağına dair bir inanç taşırsın. Rüzgar onu binlerce saç telinin arasına saklamış gibidir. Sonrasında gerçekten hiçbir şey eskisi gibi olmaz. Bilirsin.


Sokağa çıkıp yürüdüğünde adımlarının gücünü hissedersin. Kimse senin gibi yürümüyordur. Kimse senin gibi nefes almıyordur. Kimsenin burnu seninki gibi kızarmıyordur. Bazen her bir hücreni ayrı ayrı hissetme şansına erişirsin. Öyle anlar aşık olunası anlardır.

Gün batarken gökyüzü ve deniz birbirleriyle bütün olurlar. Kuşlar yükselebildikleri kadar yükselirler ve o an içtiğin sigara tatlı gelir. Bitmez. Burnuna çiçek kokuları gelir kışın ortasında. Bazen kış ortasında hayalet çiçekler açar.

İçinde yeniden bir şeylerin uyandığını fark edersin. Eski günleri sonunda gömmeye karar vermişsindir. Bitmiş anları olmayan dünlerde bırakırsın. Eskimiş anıların ucuna renkli kurdeleler bağlayıp gökyüzüne bırakırsın. Anılar hafiftir, uçabilirler. Sonra oturup rengarenk bir dans izlersin. İstersen biraz da gözyaşı dökersin. Sonra her şey normale döner.

Sonsuza dek mutlu yaşanır mı bilmem ama sonsuza dek inanılabilir. Sonsuza dek umut edilebilir. Sonsuza dek yeni kurdeleler alınabilir. Tekrar başlamak için herhangi bir zaman sınırlaması yoktur. İstenilen an genellikle en uygun andır.

https://www.youtube.com/watch?v=cnEUxJyepBY  dinlersiniz belki.

31 Ekim 2013 Perşembe

Anlayabilir misin?

Bir tuhafım ya bu aralar. Tuhaf olduğumu cümlenin içine pervasızca yerleştirdiğim “ya” kelimesinden de anlayabiliriz. “Ya” bir kelime mi bağlaç mı yoksa edebiyatın başka bir elemanı mı hiç bilemiyorum merak da etmiyorum ayrıca.
Oldum olası almak zorunda kaldığım sorumlulukları sevmedim. Sevemedim zorla değil. Kaçmak için de çeşitli yollara başvurduğum doğrudur evet. İstemeyince bazı şeyleri, o şeyleri yapmak zulüm oluyor. Ama bazen yapmak zorunda kalıyorsun. Belki kendi çıkarlarından ötürü, belki başka sebeplerden ötürü. Ama şunu biliyorum ki her zaman bir başka seçenek de var.                                               

Belirsiz bir yer var hep. İnsanın seçmeye korktuğu, korkmasına rağmen merak ettiği, uyumadan önceki son anlarında parlak renkler eşliğinde hayal ettiği, tamamen zihninde oluşturduğu bir dünya. Ve bugün ''suskun'' bana gerçek dünya ve hayali dünya arasındaki farkı bir anda söyleyince içimde bir yerlerin sızladığını hissettim.

Bir de benim ne istediğimi bilmiyor olmam gibi bir gerçek de var. Zihnimdeki dünyayla, gerçek dünya arasındaki yolda yürüyorum. Nereye gidiyorum ben? Nereye gitmek istiyorum? Bunları düşündükçe başım ağrıyor işte. Hiç düşünemez oldum son zamanlarda. Eskiden severdim zira.

Bilmiyorum ki. Belki de yalnızca şiir okumaya ihtiyacım vardır.

21 Şubat 2013 Perşembe

Boşluk


Yaşamak istiyor musun diye sormalılardı önce. Sormuşlarsa da hatırlamalıydık. Doğmak ya da doğmamak gibi bir tercih hakkı tanınmazken, aynı güç tarafından yaşamak zorunda bırakılmak canımı sıkıyor.

Bir şey seviyorsan, bu iyidir. Sevmiyorsan, bir sebebin vardır ve o sebep seni tetikte tutar. Ancak nötr olmak gibi bir şey de var, ve bu bizi tam anlamıyla ilgisiz kılıyor.Kendine dışarıdan bakıyorsun sanki. Bedenin yapmak zorunda olduğu bir takım şeyleri yerine getiriyor. Sen izliyorsun.

Hiç bir şeye ilgin kalmadığını fark ettiğin anda da artık ölsem diyorsun. Sonra yine başa dönüyoruz.


Gülmeye çabalıyoruz gibi geliyor.


6 Şubat 2013 Çarşamba

Biz çok normal adamlar değiliz. Sizin de çok normal olduğunuz söylenemez. Dünyada herkes anormal sanki. Belki de hepimiz normaliz. Yanlış zaman da, yanlış yerde.. Ya kusura bakma insan eline kalem alınca değişik şeyler yazmak istiyor. Ben pek anlamam bu işlerden. Sana o kadar çok mektup yazmayı denedim ki. Bir yerden sonra hep yırttım. Bu sefer üşeniyorum. Herhalde sana gönderemeyeceğim için. Daha doğrusu bira içerek yazdığım için utandım herhalde. Kim bilir orada hava nasıl. Kim bilir neleri özledin. Biraz salakça olacak ama; burası da çok boktan.

Sanki herkes katil, ya da herkes yalnız. Buradan çok fazla farkımız yok. Aslında var; biz daha geniş alanlarda yürüyüp, daha fazla görüşme hakkına sahibiz. En büyük fark bu herhalde. Beni burada ayakta tutan dostlarım. Seni de umarım bir şeyler ayakta tutuyordur. Ama eminim benden daha fazla sevenin var. Ben mücadele etmeyi senin kadar bilmiyorum. Biz mücadele edenlerin peşindeyiz, kimi zaman.

Ben senden hoşlandım. Ben çok iyi vakit geçirdim seninle, çok güzelsin. Sana hislerimi nedense en kötü cümlelerle anlatıyorum hep ya. Ya gerçekten sevmeyi bilmiyorum ben ya da ne bilim tuhaf oluyorum.

Dışarı çıktığında bu mektubu sana vermek isterim ama biliyorum utanacağım ve veremeyeceğim. Olsun. Sana yazmasaydım içimde kalırdı. Sen içeride ben dışarıda, siz içeride biz dışarıda. Ya öyle işte. Yine yazamadım.

Behzat Ç.